[Seçmece Üçlü][carousel][6]

11 Haziran 2018 Pazartesi

Efsunlu Gemi Mahmudiye

6/11/2018

Mahmudiye inşa edildiği dönemdeki en büyük savaş gemisiydi. Bu özelliğini de yıllarca korudu. Büyüklüğünün yanında kendinden küçük gemilerden bile kıvrak oluşu ve güçlü toplarıyla bir efsaneye dönüşüyordu.


Mahmudiye Kalyonu

Yazıyı bu marş eşliğinde okumanızı öneririm.

Üretim Hikâyesi

1770 yılında Osmanlı Donanması Çeşme'de Ruslar karşısında büyük bir bozguna uğradı. XVIII. yy sonlarına gelindiğinde kayda değer bir güç kaybına uğramıştı. Bu felaketin ardından Osmanlı Donanması uzunca bir dönem toparlanamadı. III. Selim'in tahta çıkışının ardından büyük reformlara başlandı ve donanmaya 55 yeni gemi katıldı. Böylece Osmanlı Donanması Avrupa'nın en güçlü donanmalarından biri hâline geldi. 1827 yılında Osmanlı Mısır filoları Navarin'de İngiliz, Rus ve Fransız donanmaları tarafından yakıldı ve 58 savaş gemisi yandı.

Bunun karşısında II. Mahmud yeni bir donanmanın inşa edilmesini emretti. Navarin faciasının  2 yıl sonra yeni donanmanın sancak gemisi olan Mahmudiye Kalyonu Tersane-i Amire'nin kızaklarından törenle denize indirildi.

Kalyonun Özellikleri

İnşa edildiği dönemin en büyük savaş gemisi Mahmudiye'nin tasarımı tamamen Türk mimar ve mühendislerce yapılmış ve Türk işçiler tarafından 1828 yılında inşa edilmişti. Bitmek üzereyken bu nadide gemiyi gören Müşavir Paşa (Tuğamiral Aldolphus Slade) anılarında:
"Biraz ileride inşası bitmek üzere olan çok güzel bir gemi vardı. Bu geminin mimarı ve mühendisi Türk ustasıydı. Ben olduğum yerde deniz mimarisinin bu güzel, bu muhteşem örneğini seve seve seyreder ve barbar dediğimiz adamlardan birisi tarafından yapılmış olmasına hayret ederken..."
diye bu gemi karşısındaki görüşlerini paylaşıyor.

Mahmudiye ismini dönemin padişahı II.Mahmud'tan alıyor.  Gemi kendinden küçük gemilerden bile daha kıvrak hareket edebiliyordu. 128 topu ve pruvasındaki aslanıyla gücü ve sanatı üzerinde birleştirmişti.

Mahmudiye'nin Minyatürü

Mahmudiye Efsanesi

Mahmudiye, Kaptan Ateş Ahmet Beyin sevk ve idaresinde katıldığı Kırım Harbi'ndeki destansı marifetleriyle halkın gönlünde taht kurmuş, Gazi sayılmış ve bir efsaneye dönüşmüştür. Öyle ki Anadolu'nun  denizden en uzak kesimlerinde bile Mahmudiye'nin kabartmaları ve tasvirleri görülebilir olmuştur.
Bazı hikayelerde Mahmudiye'den Veli (ermiş) olarak bahsedilmektedir. Halkımız, Mahmudiye'nin ilahi güçler tarafından korunduğuna inanmıştır. 
Sadece Osmanlı halkı ve müttefikler tarafından değil düşman kuvvetleri tarafından da çeşitli efsaneler üretilmiştir. Aniden ortaya çıkışı ve bir türlü vurulamaması nedeniyle hayalet gemi olarak da adlandırılmıştır.

Halk arasında yayılan bir söylentiye göre, Kırım Harbi patlak verdiğinde Haliç'te demirli bulunan Mahmudiye, bir gece geminin subay ve eratı istirahat halindeyken, gaipten gelen bir emirle Mahmudiye'nin hareket ederek Sivastopol Limanı'na girdiğini, şaşkına dönen Rusların Sivastopol'ün işgal edilmesine engel olamadıklarını dile getirilmiştir. Mahmudiye'nin Sivastopol önünde kendiliğinden bir sancağa, bir iskeleye dönerek, her iki bordasındaki toplarıyla limanı ateş altına aldığı rivayet edilmektedir.

Mahmudiye'nin Sonu

Bu muhteşem gemiye büyük bir savaşta aldığı onlarca top mermisinden sonra gururla batmak  daha çok yakışırdı gerçek sonundan. Gelecekte donanmamızın gözbebeklerinden olan Yavuz Zırhlısı'nın başına gelecek olan Mahmudiye'nin de başına geldi.

Mahmudiye'nin zaferle ayrıldığı Kırım Savaşı ne yazık ki Osmanlı ekonomisindeki sonun da başlangıcıydı. Çöken ekonomiden Mahmudiye'ye ne yazık ki bir şey kalmıyordu. 1875 yılında gemi emekli edildi. Gemi Haliç'e çekildi ve 12 yıl boyunca kışla olarak kullanıldı.

Sultan II. Abdülhamit devrinde daha büyük bir darboğaza düşen hükümet subaylara maaşlarını ödeyebilmek için kaynak arayışına girince, 1888 yılında Bahriye Nazırı Hasan Paşa'nın emri ile bu görkemli Mahmudiye Kalyonu parçalanılır ve satılır. Mahmudiye halkın gönlünde o kadar özel bir yer tutmuştu ki, geminin sökülen tahtalardan kan damladığı söylentisi yıllarca halk ve askerler arasında konuşulup durulacaktı.

4 Haziran 2018 Pazartesi

Truva'nın İntikamı

6/04/2018
Asya kıtasının uclarında, Ege Denizi'nin kıyısında bir şehir, Truva. Ege'nin diğer kıyısında ise Helen'in çocukları Yunanlar.

Truva Savaşı'nı iyi ya da kötü bildiğinizi düşünüyorum. Asya'nın ucundaki bu şehrin işgal edilmesi ve uğradığı büyük yıkım. Doğrusu bu savaşın gerçekliği bile kesin değildir. Savaş hakkındaki ufak bilgilere Homeros'un İlyada ve Odysseus destanlarında ulaşılabiliyor. Derince araştırırsanız şu an kabul görmese de gayet ilginç teoriler var bu savaş hakkında. Tabi ki komplo teorileri değil.

Truvanın intikamı
Truva Savaşı

Truva'nın Öcü

Truva Savaşı hakkında konuşmayı burada bırakıp Truva'nın ilk intikamına geçelim. 1453 yılında II. Mehmet Konstantinopolis'i fethetti. Rivayete göre fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet "Truva'nın intikamını aldık." demiştir. Asyalıların Avrupalıdan aldığı bu intikam; Truva'ya yapılan haksızlığın düzeltildiğini belirtir.

Bir başka iddiaya göre Kurtuluş Savaşı'nınn sonunda muzaffer komutan Mustafa Kemal Atatürk de bu olaya atıfta bulunarak "Truva'nın intikamını aldık." demiş.

Kendi görüşlerime gelecek olursak bu liderlerden ikisi de sözü söylememiş olabilir; ama sonuçta ortada bir söz var. Doğu ve Batı'nın bu medeniyetler çarpışmasında nice Truvalar olacak nice Truvaların intikamı alınacak. Bugünkü liderlerimiz şu anda Ege Denizi'ndeki kışkırtmalara karşı bu sözü hatırlatsalar bir etkisi olur mu merak ediyorum doğrusu.

İlginizi Çekebilir:
Truva Savaşı Hakkında Bilgi; Nedenleri ve Sonuçları
Truva Savaşı, ‘Sıfırıncı’ Dünya Savaşının Son Muharebesi Olabilir

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Ockham'ın Usturası Nedir?

5/30/2018
İsmiyle hemen ilgi uyandıran bir konu. Bir videoda duyduğumda hemen bir yere not almıştım daha sonra araştırmak için. Araştırdım araştırmasına ama aylar sonra bloga yazmak nasip oldu. Başlayalım.

Öncelikle bu Ockham Bey kim? Ockhamlı William, (William of Ockham,Occam, Hockham ve birkaç değişik şekilde bilinir.) yaklaşık 1300 ve 1349 yılları arasıda yaşamış İngiliz Fransiskan papazı ve skolastik filozof.[1]

Ockham'ın Usturası teorisi temel olarak "Her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır." felsefesi üzerinde şekillenir.[2] Basitliğin erdemi ifadesiyle yan yana kullanılması da bundandır.

Buradaki ustura keskinliğin dolayı kullanılır ve gereksiz parçalardan kesilip kurtulunmasını sembolleştirir. Örneklendirmek gerekirse, bir durumu açıklayan birden fazla olay varsa en basit olanı doğru olandır. Ötekileri kes at. Bilimsel anlamda bir metod olarak kullanıldığı oluyor sanırım; fakat benim için lazım olan yanı bu değil. Bir işe bu basit anlayışla başlayın; ancak takılırsanız yine bu yöntemle dalları budamaya devam ederek yeni bir anlayışla araştırmanızı devam ettirin diyor.


Ockham'ın Usturası
Tabi bu düşünce tarzı her zaman doğru olmasa da günlük hayata uygulandığında bazı saçma sorunlara basit cevaplar verir. Eğer başınıza kötü bir şey geldiyse ve birkaç dakika önce kara bir kedi gördüyseniz iki ihtimal vardır:

1-Önünüzden geçen kara kedi yüzünden şanssızlık laneti üzerinize yapıştı.
2-Sadece kötü bir gün geçiriyorsunuz.

Sizce? İnsan aklına uyan bence ikinci seçenek. İlk seçeneği traşla gitsin.

Bu tür örneklendirmeleri özellikle komplo teorilerinde kullanabiliriz. Böyle düşünmek ayrıca ufak bir eğlence katar gününüze veya sadece gereksiz şeylerle aklınızı yormanızı engeller. Zaten düşünecek onlarca şey varken...




Piramitleri ele alalım. Dünyanın dört bir yanındaki birbirine benzeyen bu yapıların varlığının sebebi uzaylılar mı yoksa sadece biraz fen bilgisi mi? Bunu da siz okuyucularıma bırakıyorum. 


25 Mayıs 2018 Cuma

Stefan Zweig - Satranç Kitap İncelemesi

5/25/2018
Hafif yağmurlu pek neşeli olmayan bir gün. Dersler bittikten sonra kendimi Konya Kitap Fuarı'nda buldum. Bu mabedde yapılacak ilk şey sevdiğim yayınevlerinin yerini bulmaya çalışmak ve gelen yazarlardan birkaç imzayı hatıra olarak yanımda götürmekti.

Fuarı yayınevi sayısınca oldukça kısır bulduğumu söylemeliyim. Doğrusu yayınevi çoktu fakat aradıklarımın çoğu yoktu. Eğer doğru hatırlıyorsam Timaş ve Can Yayınları gibi önemli yayınevleri fuarda yoktu. Ben de kendimi İş Bankası Kültür Yayınları'nın standında buldum. O an cebimdeki parayı en iyi şekilde değerlendirmek için Zweig Bey'in iki güzel kitabını aldım.

Stefan Zweig - Satranç
Bu kitaplardan birisi de Satranç. Kısa ve gayet sürükleyici bir hikaye. Zweig'ın intihar etmeden önce kaleme aldığı birkaç yazıdan biri bu metin. Eseri 1940 yılında bir konferans için gittiği ve yerleştiği Güney Amerika'da yazmış.

Bu kitabı okuduktan sonra karakterlerin kimleri ve neleri sembolleştirdiğini düşünmenizi öneririm. Dr. B. aslında ne, neler? Czentovic neyi temsil ediyor? Zweig'ın siyahı ve beyazı bir masaya oturttuğu bu öyküde intiharına giden yolu ve artık kafasındaki iyi-kötü savaşını da görmüş olacağınızı düşünüyorum.

Kitap Künyesi

Satranç
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stefan Zweig
Çeviren: Ahmet Cemal
83 Sayfa
 ...Sonunda yalnızdım ve artık asla yalnız olmayacaktım!

Kitap İçeriği: Satranç

Kitabın içeriğine bakacak olursak bu serüvenin tamamı New York'tan Buenos Aires'e giden bir yolcu gemisinde geçiyor. Karakterlerimiz dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, acemi bir oyuncu olan anlatıcımız ve bir garip yolcu. Anlatıcımızın yeni şampiyon Czentovic'le konuşmak ve onun üstün satranç yeteneğinin yanında soğuk ve acımasız kişiliğini çözmek için giriştiği yollarda Dr. B. ile karşılaşır. Hikâye süresince Dr. B.'nin de hayat hikayesine misafir oluyoruz. Çeviren Ahmet Cemal'in de dediği gibi "entelektüel ölüm"ün nasıl korkunç bir durum olduğunu da görüyoruz.


 Şimdi herhalde hemen kitabı elime aldığımı, gözden geçirip okuduğumu tahmin ediyorsunuzdur.Asla! İlk yapmak istediğim, yanımda kitap olmasından kaynaklanan bir tür ön hazzı tatmaktı...

Sesli Kitap:

14 Eylül 2017 Perşembe

Çok Eski Günler

9/14/2017


Yüzlerimiz biraz gülsün diye arada sırada izlenebilecek bir kayıt. Kameraman ve meraklı dayı muhabbetlerinin de arkaplanda bulunduğu(0:48-0:55) sesli bir İstanbul pazarı. 1930lı yıllar. Eski İstanbul'un size hiç yabancı gelmeyecek o güzel sesleri. Bol döner kebaplı günler.




Camel da camel. Canım ülkemin dört bir yanındaki develeri bulmakta hiç zorluk çekmeyen çekim ekibi ülkeden de nargilesiz çıkmıyor. 1967 yılından Türkiye için izleyebilirsiniz.



Bu video da Atatürk'ün cenazesinden. Yıllar önce boğazda diz çökmüş gemiler bu sefer boğazı dar eden o komutana, lidere saygı için oradalar. Çeşitli milletlerin temsilcileri ve askerleri yerlerini almış oradalar. Türk halkı çatılardan başbuğunu sonsuzluğa uğurluyor. Tüm ülke onu kalbiyle selamlıyor.


-Video Sessizdir.


...ve belki aralarında en güzel video da Atatürk'ün kendi sesinden demeçlerin bulunduğu bu videodur. Videonun bir kısmında geçen Amerikalılara sesleniş kısmını daha önce üzerine İngilizce çeviri yapılmış bir hâlde dinlemiştim. Tahminimce bu yayın kuruluşu bu değerli ses kaydının ya orijinalini ortaya çıkarttı ya da ses dosyasını temizleyerek ana sese ulaştı.

Ayrıca videoyu izlerken farkettim ki 1.30'daki kıyafetler şu anda Konya'da ki Atatürk Evi Müzesi'nde bulunuyor. 


İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Rastgele Başlıklar

randomposts
Flag Counter 22.03.2017'den beri tekil ziyaretçi sayısı